Kuşlar Bizi Affeder Mi?

 


KUŞLAR BİZİ AFFEDER Mİ?


​Bir rüzgar eser ve iki üç güvercin havada savrulur. Sanki o yüksek binalara çarpacak gibi olurlar da konuverirler aniden cam kenarlarına. Ekmek kırıntıları ya da buğday taneleri aranır dururlar her bir uçuş seviyesinde. İnsan için güzel bir görüntü ve huzur verici bir sesken onların varlığı, kuşlar için de merak konusudur içeride olanlar.

​Her kuş sürüsü bir binayı belirleyerek, insanların anlayamadığı bir paylaşım yapar aslında. Hep aynı kuşların orayı yuva edindiğini, karınlarını doyurmak için binalarını kolaçan ettiğini bilmez insanoğlu. Sadece insanların değil kuşların da yuvası olmuş binalarda, onlar da komşularını tanımak için camın dışından yan yan bakarlar içerilere.

​Abdi de her gün olduğu gibi adını veren Mert’in camında, içeri gözetleyip yemeğinin verilmesini bekliyordu. Mert onu kanatlarındaki hafif mavimsi farklılığından tanımış, sevmiş ve her gün annesiyle besler olmuştu. Kahvaltısını yapar yapmaz Abdi’yi hiç unutmaz, hemen onun da yemeğini vermesi için annesinin eteklerini çekiştirir dururdu. Adını, çok sevdiği ama mesafelerden dolayı pek de göremediği dayısı Abdi’nden esinlenmişti. "Onun gibi gidiyor uzaklara, dolaşıp geliyor," demişti kendi mantığınca. Aynıydı yaşamları Mert’in kafasında. Sevgisi de, ilgisi de hatta ansızın çekip gitmesi de aynıydı.

​Günlük rutini olduğu üzere Abdi, arkadaşlarıyla her gün önce Mert'in penceresinde karnını doyurur, sonra onun da bu işten keyif aldığını görene kadar orada vakit geçirir ve peşinden günlük mesaisine başlardı.

​Binanın tepesinden mahalleye giren çıkanları gözetler, tanımadık kişiler gelirse onları yakından takip eder, mahallenin huysuz, sevilmeyen simalarının arabalarına yaptıkları gibi onları da kaka bombardımanına tutarlardı. Bazen de sürekli gelen, tanıdıkları satıcıların yakınlarındaki ağaçlara konar, insanların muhabbetlerini dinlerlerdi. Fiyatların pahalılığından, artık doğanın dengesinin bozulduğundan, eski sebze meyvenin tadının kalmadığından dem vururlar; beş dakika sürmeyecek alışverişte konu konuyu açardı.

​Biraz yem ve biraz sudan başka bir şeye ihtiyaç duymayan kuşların, insanların bu kadar çok şeye ihtiyaç duymaları gariplerine giderdi. Hiç anlam veremeseler de, kiminin şans olarak değerlendirdiği küçücük bir kaka lekesini onlar mutlu olsunlar diye kafalarına denk getirir, asık suratlarına biraz tebessüm kazandırırlardı. Kimini sinir eden bu olayın kimini nasıl mutlu ettiği kuşlar arasında hep bir tartışma konusuydu.

​Üst katlar onların vazgeçilmezi ve güvenli alanlarıydı. Son kattaki teraslı evi almış Burak bey yerine başka biri otursa daha rahat olacakları kesindi. Bugün olduğu gibi takımlarını giyer, terasında kahvesini içene kadar vakit geçirir, en az kıyafeti kadar şık arabasıyla işine giderdi her gün. Eğer terasa çıktığında o şık mobilyalarının pislendiğini görürse çıldırırdı. Arada bir evine gelen Fatma hanım her yeri baştan aşağı temizlerdi gerçi ama Burak beyin titizliği had safhadaydı.

​Bir kat aşağısında karı koca çalışan genç çift vardı. Hayatları koşturmacayla geçiyordu. Hafta sonları dışında pek de göremezdi kimse onları. Abdi karanlıkta yuvasından ayrılmayı göze alamaz, sadece o çifti görmek için hafta sonunu onlara ayırırdı. Çiftin tüm yorgunluğuna rağmen birbirlerine olan yakınlığını, sevgisini, aşkını hissederdi. Sanki bütün hafta sadece o iki gün beraber, rahat, baş başa olabilelim diye didinir dururlardı.

​En alt katta, ki Abdi ve arkadaşlarının en sevmediği yerdi burası, beş çocuklu bir aile yaşardı. Kedilerden illallah ettikleri yetmiyormuş gibi, bu çocuklar da ayrı bir azmandı. Onlarla genelde canlarını hiçe sayarak oynamak istemezler, apartmanın alt seviyelerinden teğet geçer giderlerdi. Bu on katlı apartmanın ortalarında bir yerlerde de, eşinin ölümünden sonra tek başına kalakalmış, kendini kitaplarına adamış Aykut amca vardı. Yaşı artık seksenlere dayanmış olduğu için pek dışarıya da çıkamaz, koca kütüphanesiyle bütün gün uğraşır dururdu. Dışarıdan iki parça ihtiyacı varsa onu da görevliye aldırır, selüloz kokulu evinde derin bir sessizlik içinde yaşar giderdi. Abdi ve arkadaşları onu çoğu zaman cam kenarında kitap okurken veya bir şeyler karalarken bulurdu. Son dönemlerde ondaki değişiklik sadece Abdi’nin değil tüm kuşların dikkatini çekmişti.

​Aykut amcayı cam önünde sürekli düşünceli ve üzgün gören Abdi, ne olduğunu anlamaya çalışıyor, sıkıntısını yalnızlığına verip ona cam önünde şaklabanlık yapıyordu. Ne yaparsa yapsın moralinin düzelmediğini, anlık küçük tebessümlerden ileriye gitmeyen yüz ifadesini ve donuk bakışlarının iyi anlama gelmediğini o bile anlamıştı.

​Arkadaşlarını da alarak Aykut amcanın camına daha sık gider olmuş, son dönemlerde hamur yanaklı amcaları onları pek beslemese de yanından ayrılmak istememişlerdi. Cam kenarında oynaştıkları, gökyüzünde süzülüp tekrar geri geldikleri görüntü, Aykut amcanın hüzünlü gözlerindeki tebessümü biraz olsun artırmıştı. Birkaç gün sonra onu hiç cam kenarında görememişler, yan gözlerle dairenin içini izler olmuşlardı. Sürekli içeride uyur halde gördükleri Aykut amcaları, cama tıklattıklarında kafasını kaldırıp bakıyor ama yanlarına kadar bile gelemiyordu.

​Yine onun camında içeriyi gözetlediği bir gün Abdi gördüklerine şaşırmış, yattığı yerde sadece nefes alışverişi belli olan Aykut amcasını bırakıp hemen arkadaşlarının yanına gitmişti. Onlarla konuşup durumu anlattıktan sonra hızla Mert'in camına birer birer gidip gelmeye başlamışlardı. Onları gören Mert, Abdi'nin arkadaşlarını getirmesine çok seviniyor ama bir anda çekip gitmelerine bir anlam veremiyordu. İki gün boyunca camın önündeki hareketlilikten Aykut amca bir şeyler olduğunu anlamış, kendini zorla kaldırdığı salon koltuğundan cam kenarına gelmişti. Aynı görüntüyü dışarıdan insanlar da izliyor, onlarca kuşun sürekli aynı kata gidip gelmelerini, oradan hiç ayrılmamalarını hayretle takip ediyorlardı.

​Bir hafta böyle süren bu durum apartman sakinlerini rahatsız etmiş, apartman görevlisinin Aykut amcayla konuşmasını istemişlerdi. Görevli, kapının defalarca çalınmasına rağmen açılmadığını söyleyince hemen polise haber verildi.

​Polis içeri girdiğinde yerde yırtılmış kitapların buruşturulmuş sayfalarıyla, cam kenarında duran Aykut amcanın cesedini buldu. Kuşlar, polisin cam kenarına gelmesine rağmen hâlâ oradan ayrılmıyor, biri gidip biri geliyordu.

​Yanında buldukları karalamalar son sözleriyidi. İçeri doluşan komşulardan genç çift onu görünce birbirlerine sarıldı. Kadın gözyaşlarını tutamıyor, cesedi görmemek için yüzünü eşinin göğsüne kapatıyordu. Arkadan gelen Burak bey, gelip ne olduğunu sordu. Olayı öğrenince, üzüldüğünü ama işe gitmesi gerektiğini söylemesine rağmen ayıp olacağını düşünüp bir adım daha atmadı. Alt kattaki beş çocuklu aile de çocuklarını zapt edemiyor, onların meraklarını gidermeye çalışıyordu. Sonunda çocuklardan bunalmış gibi bir hareketle Burak bey, başsağlığı dileyerek uzaklaştı.

​Mektupta ne yazdığını polis söylememekte diretmesine rağmen, ağlayarak yaklaşan genç kadına karşı gelemeyeceğini anlayınca mektubu ona uzattı. Aykut amca; oğlunun borçlarından dolayı maaşına el konulduğunu, parasız kalınca eşyalarını satmaya başladığını, o para da bitince ne yapacağını bilemediğini, karnını doyurmak için çok sevdiği kitapların sayfalarını bile yemeyi denediğini, komşularının değil de kuşların bu durumunu fark ettiğini, kendi yemeklerini hiç düşünmeden camına taşıdıklarını anlatmıştı. Aykut amcanın ellerinde ve ağzında buğday tanelerini görünce açlıktan onları bile yemeye çalıştığını anladılar.

​Bir an bir sessizlik oldu. Beş çocuk sahibi beyefendi görevliye, "Eşyalarını sattığını fark etmedin mi?" diye sordu sessizce. Görevli kendisinin suçlandığını düşünerek savunmaya geçti ve fark etmediğini, ihtiyacı olmadığını düşünerek kapıyı açmadığında da şüphelenmediğini söyledi. Kuşlar camın önüne hâlâ yem taşımaya devam ederken adam kuşlara bakarak "İnsan mıyız biz? Biz insansak onlar ne? Onlara kim anlatacak şimdi Aykut amcanın öldüğünü? Hangi yüzle anlatacak?" dedi öfkeyle. Kimse cevap veremedi. Bir süre sonra da herkes yavaş yavaş dağıldı. Aykut amca götürülünce Abdi ve arkadaşları da durumu anladı.

​Kimse Mert'e gerçeği söyleyemedi. Kimse bir daha bu konuyu da konuşamadı. Bir gün kapılarında buldukları çuvallar dolusu yemin üzerinde yazan notu da Mert hiçbir zaman anlamadı; çünkü notta, "Ömür boyu biz onlara baksak, kuşlar bizi affeder mi?" yazıyordu.


Yazan : Uğur Çintan - 2025

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhaba

Yıkıntı

Enerji, Kuantum, Rezonans vs.