Niçin Okuyamıyoruz?



Niçin Okuyamıyoruz?

Aslında bunun cevabı çok basit. İnsan beyni her zaman kolay olanı tercih eder. Kolay olan ona keyif verir. Vücut çaba harcamadan yaptığı işi, bir ödül mekanizması olarak algılar. Size çalışmadan gelen bir para ya da sağlıklı beslenmek yerine yediğiniz şeker, karbonhidrat gibi düşünün. Vücut kendisini yormayanı tercih eder. Hazır para çalışmanızı gerektirmez ama geleceğinizi baltalar, hazır enerji vücudu sindirimle uğraştırmaz ama kilo yapar.

​Microsoft tarafından yapılan bir araştırma bize durumun vahametini ortaya koydu. 2000 yılında yapılan bir araştırmada insanların ortalama dikkat süresi 12 saniye ölçülürken, bu ölçüm günümüzde 8 saniye olarak saptandı. Oysaki bilim insanları, bir akvaryum balığının (goldfish) dikkat süresinin 9 saniye olduğunu belirtiyor. Yani hepimiz birer akvaryum balığına dönmüşüz ama düşünemediğimiz için bunu bile fark edemiyoruz.

​Aslında bu durum daha da kötüye gidiyor. Farkında mısınız, artık bize tek görsel de yetmiyor. Televizyon izlerken ona bile tahammül edemiyor, cep telefonunda bir şeylere dalıyoruz. Bilim bunu "Çoklu Ekran Fenomeni" olarak açıklıyor.

​Bize bu teknolojileri satanlar böyle mi yaşıyor sanıyorsunuz? New York Times muhabiri Nick Bilton, Jobs’a telefon açıp "Çocuklarınız iPad'i çok sevmiş olmalı, değil mi?" diye sorduğunda Jobs’ın verdiği yanıt tarihe geçmiştir: "Onlar iPad kullanmıyor. Evde çocuklarımızın teknoloji kullanımını sınırlandırıyoruz." Bill Gates daha önce, çocuklarına 14 yaşına gelene kadar cep telefonu almayı kesinlikle yasakladığını, hatta çocukları büyüdüğünde bile akşam yemeği masasına telefon getirilmesini tamamen engellediğini ve ekran süresi sınırı koyduğunu söylemiş.

​Size çok ilginç bir detaydan bahsedeyim. Google, Apple, Yahoo, Hewlett-Packard gibi teknoloji devlerinin üst düzey yöneticileri, çocuklarını Amerika’daki Waldorf School of the Peninsula gibi okullara gönderiyorlar. Bu okulların en büyük özelliği ne biliyor musunuz? İçeride tek bir ekran, bilgisayar, tablet veya akıllı tahta olmaması. Çocuklar orada ekran yerine kara tahta, tebeşir ve kitaplarla eğitim görüyorlar. Çocuklarının birer balığa dönmesini engelliyorlar.

​George Orwell’in 1984'ü ile Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya'sı gerçek mi oluyor? Yoksa Big Boss bizi derin düşünme yeteneğinden, mantıklı, analitik ve sabırlı bir insan tipinden koparıp, düşünmeden alışveriş yapan ve anlık mutlulukların peşinden koşan birer balığa mı çevrmeyi planlıyor? Ne ilginçtir ki, bunu hiçbir şeyi yasaklamadan yapıyorlar. Biz Big Boss’un bizi zorla köleleştirmesini beklerken, o bize parlak ekranlar ve hızlı videolar vererek bizi kendi köleliğimizi alkışlayan, hayal gücü elinden alınmış uysal izleyicilere dönüştürdü.

​Tüm bu yaşananlar bizi şu gerçeğe götürüyor: "Görsel, Okumanın Düşmanıdır". Okumak izlemekten daha zordur çünkü enerji sarf ettirir. Gözleriniz, beyniniz, hayal gücünüz aktif olarak çalışır. Ekranın aksine, kitapta hiçbir şey hazır sunulmaz. Yazarın kelimelerle çizdiği karakterleri, mekânları ve olayları her okur kendi hayal gücünün tezgahında yeniden inşa eder. Doğal olan budur ve sizin doğal olana dönmenizin tek yolu vardır; o da elinizdeki görsel içerikli her ne ise bırakmanız ve elinize bir kitap almanızdır.

​Öyleyse şimdi, tam şu an bu yazıyı okuduğunuz o parlak ekranı kapatın. Akvaryumun camına kafanızı çarpmaktan vazgeçin. Elinizdeki görsel esareti bırakın, tozlu rafınızdan bir kitap seçin ve sayfayı çevirin. Zihninizin yeniden canlandığını, hayal gücünüzün pasının silindiğini hissettiğinizde o değişime siz bile inanamayacaksınız. Bu dijital gürültü çağında kitap okumak, sadece bir hobi değil, Big Boss’a karşı verilecek en radikal, en asil başkaldırıdır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhaba

Yıkıntı

Enerji, Kuantum, Rezonans vs.