Sahte
SAHTE
Neden bilmiyorum ama artık sanat müziği dinlemek istiyorum. Onun ağır ritminde yaşamak, yavaşlamak hatta durmak istiyorum. Belki emekliliğe yaklaştığım bu yılların getirdiği bir ruh hali, belki de hayat yorgunluğunun bir yansımasıdır. Bilmiyorum...
Artık rutine döndü hayatım resmen. Bütün gün yüzlerce insana, üzerinde yıllarca çalıştığım sahte gülüşümü sergileyip görevimi yaptıktan sonra eve gelip yığılıyorum. Sanki günün her dakikası gram gram birikiyor bedenimde. Gün bittiğinde taşınamaz bir yük, bedenimi tüm gücüyle yere doğru çekiyor.
Evde görünümüne zerre önem vermediğim ama rahatlığını başka hiçbir kıyafette bulamadığım pijamalarımı giydikten sonra işte o boşluk hissi oluşuyor. Hiçbir şey yapmak istemiyorum, hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Boş boş baktığım televizyonda konuşulan konuyu bile çoğu zaman anlamıyorum. Bazen cümleler o kadar uzun ve çekilmez geliyor ki, televizyonu kapatıp boş boş eve bakıyorum. Beni rahatsız eden televizyondaki o son cümle yine de aklımdan çıkmıyor. Kafamda evirip çevirip küçültüp zerre haline getirmek ve derin bir nefesle üfleyip yok etmek istiyorum. Olmuyor...
Bir kadeh bir şey koyuyorum. Romantik bir şarkı muhakkak bana eşlik ediyor ve düşüncelere dalıyorum bile bile, isteyerek. Bu aralar yapmaya istekli olduğum tek şey düşünmek sanırım. Düşünmek, düşünmek... Evde volta atıp kendimle kavga ederken kendimi bulduğum günlerin sayısı her geçen gün artıyor. Niye bu kadar öfkeliyim, anlamıyorum...
Ancak ikinci kadehi içerken ilkini ne kadar hızlı içtiğimi anlayabiliyorum. Bazen bir kitap alıyorum elime okuyabilirmişim gibi; tek kelimesini anlamadan birkaç sayfa okuyorum. Anlamadığım sayfaları da okunmuş kabul edip ayracımı koyarken kitaptan mı utanıyorum bilmem, hemen ortalıktan kaldırıyorum.
Kızıyorum kendime çoğu zaman; bu saçma rutinime, bu anlamsızlığıma ama ne yapacağımı da bilmiyorum. Mesela bir çivi var banyoda, öyle emaneten taktığım. Sürekli çıkmasına, belki de asılı olan havluluğun düşecek olma ihtimaline rağmen onu çakmıyorum yerine. Çıktığını görünce parmağımla bastırıp tutturuveriyorum duvara, belki beş aydır. İnatla, nedensiz bir şekilde yapmıyorum. Yapamıyorum...
Gün bittiğinde ağırlığından kurtulmuş vücudum yerini uyuşmuş beynime bırakıyor. Kapkaranlık yapıyorum ki odamı, ne bir ışık ne bir düşünce sızmasın gözlerimin içine diye. Sonra uyuyarak ya da sızarak, ölüme bir gün daha yaklaşmış olmak ümidiyle sabaha kadar ölü gibi uyuyorum. Sabah bedenim zor kalkıyor o yataktan. Hayat sanki tamamlamam gereken bir görevmiş gibi geliyor. Sadece tamamlansın diye yaşıyorum.
Sanat müziği dinlemek istiyorum, hem de saba makamında. Hüzzam, bestenigâr da olabilir ama sakın neşe sızmasın karanlığıma.
İşte yine işteyim. İşte yine telefon çalıyor. Yüzümde sahte bir gülümseme ama bu sefer kafamda hiç durmayan o müzikle... "Hayat Güzeldir A.Ş. buyurun!"
Yazan : Uğur Çintan - 2025
