Ters Bank


TERS BANK


Sahile yaklaşıp maviyi görmeye başladığında adımları yavaşladı. Mavinin verdiği huzur, sanki aradığını bulmuş birinin telaşını dindiriyormuş gibi içine dalga dalga yayıldı. İstemsiz, işin doğası gereği insanı maviye çeken ne ise kalbinin hızlı çarpışını dalgaların ağır ritmine uyduran da oydu.

​Yokuş aşağı inerken gözünün önünde daha da büyüyen mavi, yüzünde istemsiz bir gülümseme oluşturuverdi. Gemiler, tüm heybetine rağmen sessiz ve sakin bir tavırla güzelliğin içinde kayboluyor; martılar bu güzelliğin koruyucuları gibi bir ileri bir geri uçup ortalığı kolaçan ediyorlardı.

​O sesi, o sessizliği dinlemek nedensiz bir biçimde giriveriyordu insanın aklına. Mavi kenarında bir bankta, bakışları dalıp gittiğinde onu etkisi altına alacağını biliyordu. Belki de kendini, hiç istemediği şekilde, düşünceleri derin suların karanlığına doğru çekiliyor bulacağını da tahmin ediyordu. O derin sulardan çıkamama riskine rağmen gözleri yine de boş bir bank aradı.

​Sahil boyunca bakınıp bir yer ararken ters yöne koyulmuş ve diğerlerine değil de ona oturmuş bir adam dikkatini çekti. "Bu kadar güzel bir görüntü varken neden insan ona sırt çevirir ki?" diye sormadan edemedi kendine. Adamın oraya oturması bir yana, neden maviye ters bir bank koyulduğu daha da tuhafına gitti. Sonra çoğu bankın boş olduğunu, adamın özellikle orayı tercih ettiğini gördü.

​Bir anda bütün sihrin kaybolup ilgisinin adama kayması sinirlerini bozdu. Oysa sadece huzur bulmak için geldiği bu yerde merakına karşı da koyamıyor, yaklaştıkça adama daha da dikkatle bakıyordu.

​Adamın arkasına denk gelen bir yere oturdu, dönüp maviye bakmadı bile. Gözleri dalıp gitmiş adamın nereye baktığını kestirmeye çalışıyordu. Onu bu kadar etkileyecek şeyin tam arkasında olmasına rağmen neye aynı hayranlıkla baktığını bulmaya çalıştı. Adam hareketsiz, büyülenmiş gibi tek noktaya bakıyor, gözlerini oradan alamıyordu.

​Baktığı yerde maviye inat bir kaos vardı. Betonarme yapılar, gelip geçen arabalar, insan seli bakmaya değer bir manzara oluşturmadı kafasında. Önüne dönüp kendisi maviyi gördüğünde, "Bu manzara varken neden?" diye sormadan edemedi kendine. Dayanamadı, tekrar arkasına döndü. İstese de odaklanamıyordu artık o güzelliğe.

​Ayağa kalkıp adama iyice yaklaştı. Başının açısına dikkat edip nereye baktığını kestirmeye çalıştı. Yönü bir binaya denk geliyor, sanki oradaki bir daireyi izliyordu. Hangi daire olabileceğini ve neden orayı izliyor olabileceğini kestirmeye çalıştı. Kafasını rahatlatmak için geldiği yerde bu kadar çok şey düşünmek zorunda kalması ne tuhaftı. Nedenini öğrenmeden rahatlayamayacağını biliyor, adamı da rahatsız etmeden sorularına cevap arıyordu.

​Beş katlı binanın neredeyse her dairesi penceresini, balkon kapısını açmıştı sıcakta. Baktığında, bu kadar güzel manzaraya sahip bir binada oturan çoğu kişi perde bile takmak istemezdi mutlaka. Bir kadının çıkıp balkondan maviyi izlemeye başladığını gördüğünde hemen adama baktı. Kadını görmek için bakıyor olabileceği, böyle bir güzelliğe ancak daha büyük bir güzellik için sırt çevirebileceği mantıklı geldi ama adamda tek bir hareket yoktu.

​Yeniden banka oturup yan gözle kadını takip etmeye başladı. Eğer o da adamı fark ederse bu, birbirlerini tanıyorlar anlamına gelecekti. Kadın uzaktan oldukça güzel görünüyor; askılı atletiyle çıkıp cesurca sergilediği dekoltesi, elinde tüttürdüğü sigarası ve maviye dalıp gitmiş gözleriyle onu bile etkiliyordu. Kadının adama, hatta caddede herhangi bir şeye baktığı yoktu. Sanki bir derdi varmış ya da melankolik bir dönemin içindeymiş gibi hissettiriyordu.

​Kadının balkona çıkması gibi içeri girmesi de bir hareket yaratmadı adamda. Bir üst katında, gömlek ve kravatlı bir adam perdeyi açıp camın ardından dışarı bakınca, banktaki adam da gerinir gibi bir hareket yaptı. "Demek ki birini takip ediyormuş, belki de polistir," diye düşündü. Adam oturuş şeklini değiştirdi ama yine binadan bakışlarını ayırmadı. Camın ardındaki adam da caddeyi izliyor, sanki biraz da tedirgin gözüküyordu. “Kesin bu adamın çıkmasını bekliyor, takip edecek ama sonrasında asıl ne olacak?” diye soran gözlerle baktı onlara.

​Tekrar maviye döndü. “Öğrendim işte adamın niye ters oturduğunu. Niye takip ettiğinden bana ne, mafya falandır belki de, başımı belaya mı sokayım, boş ver,” dedi ve ilk defa mavinin huzuruna bırakıverdi kendini. Gözlerini kapaması ve dalgaların sesiyle istediği huzuru bulma çabası iki dakikayı aşamadı. Dayanamayıp tekrar adama baktı. Banktaki adamı kontrol ederken kravatlı adamın da apartman kapısından çıktığını fark etti. Heyecanlı gözlerle bir banktaki adama, bir diğerine bakıyordu. Kravatlı adam uzaklaşıyor ama banktaki kılını bile kıpırdatmıyordu. Kravatlı adam gözden kaybolunca sinirle tekrar maviye döndü. Kafasında onlarca soru işareti, huzur bulmaya geldiği yerde sinirden yumruklarını sıkarken buldu kendini.

​“Sormalıyım artık, yoksa çatlarım. Hem en fazla ne olabilir ki? ‘Sana ne be adam,’ derse gider, ilerideki başka bir banka otururum,” diye içinden konuşuyor, dışından ise konuşuyormuş gibi bir görüntü veriyordu. Dışarıdan ona bakanlar, kendi kendine konuştuğunu anlayıp gülümsüyorlardı. Tuhaf olanın ters oturan adam değil de kendisi olması, insanların ona değil de kendisine bakması daha çok sinirlenmesine neden oldu. Hışımla ayağa kalktı. Yanına yaklaşan biri, “Kalkıyorsunuz galiba,” dedi. Adamın, penceredeki kravatlı adam olduğunu görünce dondu kaldı. “Hayır ama buyurun, oturabilirsiniz,” dedi ve tekrar oturdu.

​Artık ikisinin arasında bir bağlantı olduğundan hiç şüphesi kalmamıştı. Neden onca bank varken gelip tam arkasındakine otursundu ki? “Benim ne zaman kalkacağımı takip ediyordu demek ki... Şimdi oturup kalınca tüm planı bozuldu,” diye kafasında bir sürü ihtimal tekrar dönmeye başladı. “Kalkayım mı acaba? Yan bankta otursam, ne konuştuklarını duyarım herhalde. Tüh, şimdi bir bahane de lazım,” diye düşünürken simitçiyi gördü. Simit alma bahanesiyle yerinden fırladı, döndüğünde yan bankta oturdu.

​Kravatlı adam bir sigara yaktı. Bacak bacak üstüne atıp maviyi seyretmeye koyuldu. Sigaranın dumanından rahatsız olmuş gibi diğeri tekrar kendini düzeltti. Adam yine binayı izliyordu. Cüretkâr kadın bu sefer giyinmişti ama yine sigarasını tüttürerek balkona çıkmıştı. Gemiler yine sessiz, martılar yine avaz avaz bağırıyordu… Bağırıyordu.

​Simidine ortakçı bir martı, başının üstünde dönüp dururken o pür dikkat kesilmiş, yan tarafı kolluyordu. Oraya odaklanmışken henüz bir ısırık bile alamadığı simidini martı aniden kapıverdi. Şaşkın şaşkın sağına soluna bakarken uzaklaşan martının kahkahaları sinirlerini daha da bozdu. Kravatlı adamla göz göze geldi. Adam ona tebessümle bakıyordu. Sonunda o da adama gülümsedi ama ardından martıya dönüp kindar bir bakış attı.

​Sigarasını bitiren adam, izmariti ayağının altında ezdi ve ona doğru gülümseyerek yaklaştı. Martıları işaret ederek, “Onların suçu değil. Biz onları değiştirdik. Yoksa etçil bir hayvanın simitle ne işi olur?” dedi ve ona baktı. Gülümseyerek başını salladığında kravatlı adam da selam vererek sahil boyunca yürümeye devam etti.

​Afallamıştı. Artık ne hissettiğini bilmeden, düşünmeden kalkıp ters bankın olduğu yere doğru yürüdü. Adamın tam karşısına gelip durdu. Adam hâlâ hareketsizdi. Sabit gözlerle ona bakıyor, adamın kızıp bir tepki vermesini bekliyordu. Hareketsiz kalan adama iyice yaklaşıp nefesini kontrol etti. Ölmüş olabileceğini hiç düşünmemişti. Çok fazla yaklaşınca ani bir hareketle adam kendini toparladı: “Siz kimsiniz?” dedi.

​Ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemeden, “Şey, ben... Ben...” deyip durdu. Adam ona doğru yönelip gayet kendinden emin bir sesle, “Buyurun, ne istediniz?” dedi.

​Derin bir nefes aldı. “Çok özür dilerim, rahatsız ettim ama... Meraktan ölüyorum,” dedi. Adam, “Merak mı? Neyi merak ettiniz?” diye sorunca seri bir şekilde anlatmaya başladı: “Şu yokuşun başında gördüm sizi. Sonra yaklaştım, yakından da baktım. Acaba birini mi izliyor, yoksa birini mi bekliyor diye çevrenizde dolandım durdum. Bir iki tahminde bulundum ama tutmadı. Belki de görev başındadır dedim. Yani öyleyse kusura bakmayın. Şu dizginleyemediğim merakım yüzünden bir gün başıma bir şey gelecek zaten. Yani dedim ki bunların hiçbiri değilse... Böyle güzel bir havada, böyle güzel bir manzara varken, hatta neredeyse tüm banklar boşken...”

​Adam şaşkın şaşkın bakıyor, lafın nereye bağlanacağını sabırsızlıkla bekliyordu.

​“Yani, benim gibi buraya rahatlamak için geldiyseniz... Yani... Yani...” derken kaşlarını çattı: “Şu güzelliği görmüyor musun be adam? Ne diye ters bankta otursun?” diye sesini yükseltti.

​Adamın bu çıkışa kızacağını düşünerek sessizce başına geleceği bekledi fakat adam gülümsedi. Onun gülümsediğini görünce rahatladı; şaşkın şaşkın ona baktı. Adam, “Görmüyorum... Demek ters oturmuşum,” dedi, sonra da arkasına bakınarak, “Bak şu bizim haylaza, gene yaptı oyununu,” diye ekledi.

​Kafası allak bullaktı. Hayatın daha önce hiç bilmediği bir gerçeğini öğrenmiş gibi şaşkın ve mahcuptu. “Görmüyor musunuz?” diye tekrar sordu.

​Adam başını sallayarak, “Evet, görmüyorum. Torunumun oyunları işte. Kendince eğleniyor. Yardım eder misiniz, diğer banka oturayım. O da geldiğinde şaşırsın kalsın,” dedi.

​Adamın kızmak yerine yardım istemesi içini rahatlattı. Onu banka oturtunca yanından kalkmadı. Ne diyeceğini bilemedi önce. Simitçiden iki simit alıp geldi. “Simit yemek ister misiniz?” deyip uzattığında adam bunun bir affedilme çabası olduğunu fark etti, reddetmedi.

​“Neler gördüğünü bana da anlatır mısın?” dedi. Düşündü, sonra gözlerini kapadı ve kendini ona eşitledi:

​“Masmavi her şey... Deniz mi gökyüzünden, gökyüzü mi denizden almış maviliğini, bilmem. Ama güneş hepsine inat sarı. İnadına sarı. Gemiler… Bir de arasında dolaşan küçük yelkenliler var. Martılar… Ah, o martılar... Sakın aldanmayın ha, bir simit için her şeyi yaparlar...”

​Gülüşmeler... Yeni dostluklar…


Yazan : Uğur Çintan - 2025

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhaba

Yıkıntı

Enerji, Kuantum, Rezonans vs.